Bir milleti millet yapan, milleti devlet yapan, devleti de imparatorluk yapan yegâne şey nedir? Aslında burada "yegâne"den ziyade "yegâne şeyler nelerdir?" sorusu daha doğru olur. Bunların başını elbette din, dil, ırk, bayrak çeker; ancak çok göze batmayan başka bir etken de kılık ve kıyafettir. Her milletin bir giyim kuşamı vardır, kendine özgü kılık kıyafeti vardır. Biz şapkalı birini gördüğümüzde "Yahudi" ya da "İngiliz" diye tahminler yaparken eskiden insanlar fesli, sarıklı birini gördüğünde "Türk" ya da "Müslüman" diye bir tahmin yapabiliyordu. "Eskiden" diyorum çünkü şimdi böyle bir tanım yapmaları mümkün değil. Peki biz ne kaybettik? Fes, sarık ve cübbe mi sadece? Hepsi bunlardan mı ibaret? Kaybımız çok büyük; ancak bu kayıp maddi değil, manevi bir kayıp. Biz eski Osmanlı insanını kaybettik; biz kendimizi kaybettik, kültürümüzü, benliğimizi kaybettik. Peki ne uğruna? Atiyi aydınlık yapmak uğruna. Oldu mu peki şapka takınca? Yetiştik mi dünyaya? Artık medeni mi olduk? Hayır, biz zaten hep medeniydik. Bazıları çağın hızına yetişmeyi, yetişenleri taklit etmekte olduğunu zannetti. Bu zan sadece kıyafet taklidi değildi; zannettiler ki onların dini çağdaştı, İslam ise geride kalmıştı. Bu uğurda önce sarık, sonra fes, ezan, Allah kelamının dahi yasak olana kadar nice dini ve İslami değeri hiçe saydılar; ancak öyle değildi. Bu, sadece kendi benliğini reddetmekti, acziyetti ve kendini yok saymaktı. "Din adına yol kesen dünkü yobazın oğlu!.." "Yine sen kesiyorsun, küfür uğrunda yolu!.." dizeleriyle isyan edenler oldu ancak nafile... Şapka bize ait değildi, hiçbir zaman bizden olmadı. Şu an şapka takan yok elbet; lakin artık fes takan da sarık saran da cübbe giyen de yok. Unuttuğumuz bazı şeyler vardı. Mesela Mehmet Âkif'in şu dizeleri: Müstakbeli bul, sende koşanlarla bir ol da; Mâziyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda. Ahlâfa döner, korkarım eslafa hücûmu: Mâzisi yıkık milletin hiç âtîsi olur mu?
Gazetedeki özgün sayfayı aç →Hepten Hiçe
Kılık kıyafet üzerinden kültür, kimlik ve medeniyet hafızasına bakış.